İlmek İlmek Koza

 3. Gün – İLMEK İLMEK KOZA

Biraz geri sarıyorum: “Benim ihtiyacım-uyumsuz rehberlik-yalnız duygu” yeterince kez el ele verdiğinde başka bir fikir gelişmeye başlar içimizde. Kimininki görünmezim, kimininki duyulmazım, kimininki ben hiçbir yere ait değilim, kimininki başarısızım, kimininki beğenilmiyorum, kimininki sevilmiyorum, kim bilir sizinki ne. İşte bu ihtiyaca gidememenin hayal kırıklığı ve hüznüyle gelişmeye başlayan fikir artık bir yaşam amacına dönüşmeye hazırdır.

Diyelim ki benimki hiçbir yere ait değilim. Buna inanacak kadar ait olmamayı deneyimlediğime göre, aidiyet hissine çok açım. O zaman başlarım bu açlığı doyurmak için çabalamaya. Ailemle olmuyor onu anlamışım, sırada arkadaşlarım. Onlar ne müzik dinliyorsa o müzik, hangi filim izleniyorsa o filim, ne giyiyorlarsa o kılık. Benim o müzikle filimle kıyafetle alakam olmadığı, müziğin filmin kılığın arkasındaki esas ajandam aralarında olmak olduğu için aslında ‘onlar gibi olmayışım’ sezilir. Ait olamam. Başka bir senaryo daha mümkün, zaten hiçbir yere ait olmadığıma inandığım için çabadan hepten uzak dururum, gene ait olamam. Açlığım her iki durumda da büyür.

Sırada işim gücüm olsun. Çalıştığım yere ait hissedebilmek için neler gerek bir bakayım. Kedimi onlara benzetmeyi okulda denemiştim, çok iyi sonuç vermedi, e o zaman onları kendime benzeteyim neden olmasın. Haydi bismillah. Bu hevesle duymaya hazır olmadıkları fikirlerle giderim, öyle olmaz böyle olsa çok daha iyi olur der çekiştiririm, dönüştürmek isterken yargılarım, kibirli olurum, ya da ait hissedeyim derken istenenden fazlasını verir tükenmeye doğru kestirme bir yola çıkarım, kim bilir başka neler. Olmadı mı olmuyor meret. Hüsran iki.

İşmiş dostmuş eşmiş geçiyorum buraları, düşünüyorum ki en güzel aidiyet bir aile kurunca olur. Buluyorum bir partner, varımı yoğumu yatırıyorum ilişkiye. Olsun diyorum, geçer diyorum, büyür diyorum, değişir diyorum. Bir an önce çoluk çocuğa karışalım istiyorum. Kafayı takmışım bir kere, ille de olsun derken ne bana iyi geliyor ne gelmiyor bakmıyorum. Artık açlık da kalbimde bir pırpır olmaktan çıkmış tüm bedenimi sarmış. Dene yanıl kavga dövüş yorulmuşum. Aynı patinajı her yerde yaparken ağırlaşmışım. Bir tane daha hayal kırıklığı kaldıracak halim yok. El kadar çocukken başlamışım kovalamaya, yaşım olmuş kaç. Bastırıyor bir uyku. Tatlı tatlı. El etek çekiyorum etraftan ve kendimden. İlmek ilmek örüyorum etrafımı. Kapatıyorum ağzını. Enerji tasarruflu mod. Buluyorum asgari bir rutin. Kapılıyorum. Uyan işe git gel dizini izle uyu. Uyan işe git gel dizini izle uyu. Aynı yerlere git aynı şeyleri yap, düşünmek fark etmek gerekmesin ki artık üzülmeyesin. Kimisi bir yıl bunu yapar kimisi 20. Siz buradan aidiyeti çıkarın kendi amacınızı/ihtiyacınızı koyun bir de. Çünkü kimsenin kozası bir değil. Sadece tek bir açıdan birbirine benziyor kozalar, içinde uyandırma servisi var. Size çaktırmadan arka planda çalışan, bundan sonra yapılacaklar listesini sessizce içinize kazıyan, dinlendirirken uyanmaya hazırlayan mucizevi bir sistem. 30 aralıkta o alarm çalacak. O zamana kadar sıcacık dinlenmeler.


Comments

Popular posts from this blog

Hüsran ve Minik Kuş