Posts

Ölüm mü Yaşam mı ya da 40 Katır mı 40 Satır mı

  5. Gün – ÖLÜM MÜ YAŞAM MI ya da 40 KATIR MI 40 SATIR MI Hareketten hemen önce içimizde iki zıt güç belirir. Biri der ki yap bu sana çeşitli şekillerde iyi gelecek. Diğeri de der ki yapma yapmak pek de iyi olmayacak. Hareket ne kadar büyükse bu çekişme o kadar belirgin o kadar felç edici olacak. Yapma diyene kandıkça, kimse yerini beğenmeyecek, herkes kendi yapmayışına öfkelenecek/üzülecek belki yapamayışından utanacak, gidip hırsını yapabilenlerden alacak. Yap diyenin gazına geldikçe en ufak adımda hepimizin içini korku basacak, başıma gelecekleri ben nasıl göğüslerim? Karar bu iki zıt gücün ne dediğini, ikisinin de neye ihtiyaç duyduğu için böyle yaptığını anlamadan ortaya çıkmayacak. Anlamak için dinlemek gerek, o halde buyursunlar: Yap diyen – Be canımın içi, bu güzellikleri hak etmedik mi? Sen küçüklüğünden beri böylesin hatırla, neşeli canlı meraklı, dans etmeyi de kendi şarkısını da bilen... İçine kapandın kaldın. O güzel sesini de yapabileceğine inandığım bir sürü sana ...

Uyandırma Servisi

  4.Gün – UYANDIRMA SERVİSİ Her kahramanı maceraya çağıran bir ses vardır. Bu ses yeter artık, burama geldi gibi bir isyan, ne istediğimi bilmiyorum ama bunu istemediğim kesin gibi bir doygunluk, ölü gibiyim sanki nabzım yok benim ya gibi bir üzüntü ya da içim kıpır kıpır bir şeyler yapasım var gibi bir heyecan olabilir. Bunlar içsel çağrılardır. Bir de dışsal çağrılar olur. Biri gelir bütün düzeninizi bozar, hiç olmadık koşullarda ve hiç olmadık bir zamanda sizi kendine aşık eder ya da öyle bir sinirinizi bozar ki düşüncelerinizin ortasına yerleşir, kafanıza takılır, onu takip etmekten gıcık olmaktan, peşinden gitmekten kendinizi alıkoyamaz olursunuz. Belki kendinizi “ben nasıl böyle bir şey yaptım”, “hiç ben gibi değilim” dediğiniz bir şeyi yaparken bulursunuz. Her ne ise o işte sizi tatlı uykunuzdan uyandırmaya geldi. Alarmı bir kere duydunuz, yaşadığınız şeyin neyin nesi olduğunu anlamlandırmaya çalışırken kendinizi de anlamaya mecbursunuz. Sırayla gidelim. Önce içsel ses gel...

İlmek İlmek Koza

  3. Gün – İLMEK İLMEK KOZA Biraz geri sarıyorum: “Benim ihtiyacım-uyumsuz rehberlik-yalnız duygu” yeterince kez el ele verdiğinde başka bir fikir gelişmeye başlar içimizde. Kimininki görünmezim, kimininki duyulmazım, kimininki ben hiçbir yere ait değilim, kimininki başarısızım, kimininki beğenilmiyorum, kimininki sevilmiyorum, kim bilir sizinki ne. İşte bu ihtiyaca gidememenin hayal kırıklığı ve hüznüyle gelişmeye başlayan fikir artık bir yaşam amacına dönüşmeye hazırdır. Diyelim ki benimki hiçbir yere ait değilim. Buna inanacak kadar ait olmamayı deneyimlediğime göre, aidiyet hissine çok açım. O zaman başlarım bu açlığı doyurmak için çabalamaya. Ailemle olmuyor onu anlamışım, sırada arkadaşlarım. Onlar ne müzik dinliyorsa o müzik, hangi filim izleniyorsa o filim, ne giyiyorlarsa o kılık. Benim o müzikle filimle kıyafetle alakam olmadığı, müziğin filmin kılığın arkasındaki esas ajandam aralarında olmak olduğu için aslında ‘onlar gibi olmayışım’ sezilir. Ait olamam. Başka bir sen...

Hüsran ve Minik Kuş

2  . Gün – HÜSRAN VE MİNİK KUŞ Seni büyütenlerle bu dünyada varsın çocuk. Öyle ya da böyle senin bu hayatı öğrenmenden mesuller bu büyükler. Yemeyi içmeyi, yürümeyi, giyinmeyi, ilişkileri, kendini korumayı öğrensin, aç açıkta kalmasın, yol yordam bilsin dışlanmasın, canı çok yanmasın niyetiyle türlü çeşitli davranıyorlar. Türlü çeşitli diyorum çünkü her büyük de bu hayatı başka büyüklerin fikirlerinden ve onların büyükleri için önemli olan açılardan öğrendi. Senin büyüğün bu tonlarca öğrenmenin birkaç kilosunu belki kendine göre ayarladı uyarladı ve sonra elindekilerin hepsini sana hayatı öğretmek için kullanmaya koyuldu. Benim büyüklerimin hayat bilgileri benim o dönemki ihtiyaçlarıma karşı gelemezdi, gelmedi. Onlar için önemli öncelikli şeyler göçebe zeminlerden geldikleri için daha korumaya kollamaya, hayatta kalmaya, dışarıda değil içeride kalmaya yönelik şeyler oldu hep.  Benim neşeme, şarkıma, dansıma karşılık onların disiplin’i, başarı’sı, kabul görme’si. Belli bir or...

Çocuk

  İlkini 2022 Aralıkta gerçekleştirdiğimiz mektuplaşmamız iki yıl aradan sonra devam ediyor. Mektup bienali olsun mu adı : ) Oldu bitti. Bienalin bu ayağının konusu KOZA.. Size 5 gün boyunca, hayallerimizi, bizi biz yapan şeyleri, hayal kırıklıklarını, içe kapanmaları, bitmek tükenmek bilmeyen uykuları, uyanışları, yeni heyecanlara dönüşen korkuları, kendini gerçekleştirmeleri yazacağım. Siz bu 5 gün içinde bir ara şu filmi izleyin:       1.Gün – ÇOCUK Merakı neşesi içinde doğan çocuk. Kendi içini bilen, okuyabilen, içinden geldiği gibi yapan çocuk. Çevresini araştıran, istediğini almak için her yolu deneyen olmayan yolu yaratan çocuk. Ful paket. Hepimiz böyle doğduk. Yaşamaya hazır. Heyecanı burnunda. O heyecan ki yeni şeyleri araştırmayı, her yeni deneyimle kendimizi görmeyi, kendimizle tanışmayı sağladı. Ben orayı en çok bana anlatılanlardan ve o günlerden bugüne kalan ipuçlarından bilirim. Hatırlamamayı seçmişim, nedenleri yarının konusu. Benimkileri yazıyo...
  Bırakmanın Gizemleri Gün 5  "Hey Gidi Binali" 30 Aralık 2022 Cuma Binali Yıldırım’ın hayatı önce canım ciğerim arkadaşım Canan’ı sonra onun bana anlatmasıyla da beni büyülemiştir. Her buluşmada kendisini anar, hayata tutunmanın da kendi şansını yaratmanın da böylesinden hayranlıkla bahseder, tekrar tekrar büyüleniriz. Öyle bir büyü ki en zor zamanlarımda binaliyi zihnimin ortasına çakar, ben de gülümser, geleceğe gülen gözlerle bakarım. Siz de araştırın bakın, görevlere gelmeler, fiyaskolar, görevlerden alınmalar, yerlerin diplerine girecekken küllerinden yeniden doğmalar, aynı yolları çocuğuyla tekrar yürümeler, gene doğmalar, gene doğmalar. Bir doğa harikası. Bir influencer, betondaki çatlaktan yeşeren bir bitkinin fotoğrafını, 'hayat bir yolunu bulur' diye her paylaştığında aklımda tek bir isim. Artık sizin de öyle. Umudun ismi: B.Y. Umut bakınız kimler için, hemen  konuşalım. Umut aynı binali gibi düştüğü yerden kalkabilenlerin işidir. Hareket olmadan ortaya çı...
  Bırakmanın Gizemleri Gün 4  "Bizi Üzülmek Kurtaracak" 29 Aralık 2022 Perşembe Kendimi sensizliğe Kendimi hissizliğe Duyduğum sessizliğe Şimdi karıştırıyorum   Kendimi sensizliğe Sensiz nefessizliğe Ve bu çaresizliğe Giderek alıştırıyorum. (Dolunay Obruk / Alıştırıyorum) ( https://youtu.be/BJixibEK9j0 )     Elim gitmiyor üzüntüyle ilgili yazmaya. Tinyletter’ı suçlayacaktım ‘’a aaa gitmemiş mi dünün mailleri’’ diye. Sadece hakkında yazmak bile zorken hissetmeye nasıl izin verelim. Buyrun nasılı posta kutunuza geldi işte.   Önce üzüntüyle ilgili bazı gerçekler: *Üzüntü, şefkatle eleledir. Üzülemeyen şefkat de duyamaz. Ancak yazık benim bu hallerime diyebilenler kendilerine ah canım benim diye yaklaşabilir, kendilerini dinlendirebilir, sarıp sarmalayabilir. Bu bir. **Üzüntü acımaktan farklıdır. Acımak için yargılamak yani birinin acınacak halde olduğunu düşünmek gerekir. Üzüntü ise dupdurudur, yargısızdır, yumuşacıktır.  Kendine has bir sıcaklığı bi...