Ölüm mü Yaşam mı ya da 40 Katır mı 40 Satır mı
5. Gün – ÖLÜM MÜ YAŞAM MI ya da 40 KATIR MI 40 SATIR MI
Hareketten hemen önce içimizde iki zıt güç belirir. Biri der ki yap bu sana çeşitli şekillerde iyi gelecek. Diğeri de der ki yapma yapmak pek de iyi olmayacak. Hareket ne kadar büyükse bu çekişme o kadar belirgin o kadar felç edici olacak. Yapma diyene kandıkça, kimse yerini beğenmeyecek, herkes kendi yapmayışına öfkelenecek/üzülecek belki yapamayışından utanacak, gidip hırsını yapabilenlerden alacak. Yap diyenin gazına geldikçe en ufak adımda hepimizin içini korku basacak, başıma gelecekleri ben nasıl göğüslerim?
Karar bu iki zıt gücün ne dediğini, ikisinin de neye ihtiyaç duyduğu için böyle yaptığını anlamadan ortaya çıkmayacak. Anlamak için dinlemek gerek, o halde buyursunlar:
Yap diyen – Be canımın içi, bu güzellikleri hak etmedik mi? Sen küçüklüğünden beri böylesin hatırla, neşeli canlı meraklı, dans etmeyi de kendi şarkısını da bilen... İçine kapandın kaldın. O güzel sesini de yapabileceğine inandığım bir sürü sana ait şeyi de duymak görmek için sabırsızlanıyorum. Seninle gurur duymak istiyorum. Cümle alem seninle gurur duysun istiyorum. Gürül gürül ortalarda ol ki işte sen busun diyeyim seni bağrıma basayım. Sen de bunu istemiyor musun hem, insanlar da seni bağırlarına bassın? Aidiyet aidiyet diye üzülmedin mi bunca zaman? Ne bekliyoruz artık, sönüp küçülmeyelim daha fazla, başlayalım bir yerinden.
Yapma diyen – Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Ben kendimi ortaya koyacağım, kimsem neysem o olacağım, içimden gelenin peşinden gideceğim ve bağırlara mı basılacağım? Beni kim bağrına basmış allasen bugüne kadar, hem de meraklı oldum diye, hem de dans ettim diye. Bunları yaptıkça ayıplanmadık mı yalnız bırakılmadık mı? Şimdi iyi kötü birkaç kişi var etrafımda, hayatımın peşinden koşayım da onları da mı kaybedeyim? Büyüyeyim de onlardan farklı mı olayım, iyice mi uzaklaşalım birbirimizden? Ben kimsenin benim yaptıklarımı onaylamadığı yerde kime neye ait olayım? Azla yetinirim, olabildiğim kadar ait olduğum yerde dururum, yalnız kalmam, bu!
Bizim Geştalt terapide kördüğüm dediğimiz ve Otto Rank’in kendini gerçekleştirme korkusu diye ortaya attığı bu hali, zamanında Huzursuzbeyin ne güzel özetledi: “Ölüm borcundan kaçmak için yaşam kredisini reddeden, canını kaybetmemek için cansız numarası yapan, nihai yıkımdan kurtulmak için kendini yüzlerce kez yıkan, ışığı görülmesin diye üstünü örten ve hep yanlış nesnelere öfkelenen insanın hikayesidir bu.”
Adı kör olsa da çözülemez bir düğüm değil bu elbet. Her kördüğümde iki tarafın da istediği aynıdır, ikisi yöntemlerde uzlaşmalılar. Kendini yalnız bırakmadan kendini ortaya koymanın yollarını, sevdiklerini yanına alarak ilerlemeyi, herkese uyabilecek bir hızda ilerlemeyi; ola ki insanlarla farklı düştü yeni insanlarla yeni temaslar kurabileceğine dair güven geliştirmeyi ve gene kendini yalnız bırakmamayı öğrenebilir pekala insan. Buradaki örnekten yola çık, sen kendi açmazını bul. Bu yıl kafanın bir köşesine ek uzlaşmanın tohumlarını. Bütün yıl fırsat buldukça patlasın, genişlesin, yeşersin, yavaş yavaş görünür olsun, her yanını sarsın.
Iyi seneler.
Comments
Post a Comment